Yazdır e-Posta

tavirKÜLTÜR VE SANATTA TAVIR DERGİSİ




»Önce sizleri tanıyalım.
Ali Ekber: Ben Ali. Grupta bas gitar çalıyorum, çarango çalıyorum. Albüm kayıtlarında kontrbas, yaylı tambur, perdesiz gitar da çaldım.
Kerem: Ben Kerem. Akustik gitarları çaldım. Vokal yapıyorum, söylüyorum. Bir de arkadaşımız Şenol var. O da vokal yapıyor.

»Düşbaz ne zaman ve nasıl, hangi ihtiyaçtan doğdu? Müzikteki amaçlarınız neler ve neden Düşbaz ?
Ali Ekber: Biz üçümüz eski arkadaşız. Yani 1990’lı yıllara dayanıyor arkadaşlığımız. Şenol’la İTÜ Türk Müziği Konservatuarı’ndan tanışıyorum, sınıf arkadaşımdı. O zamanlar Kerem de İTÜ Elektrik Bölümü’nde okuyordu. O zamanlardan müzik yapma ihtiyacımız vardı zaten. Kerem’le başka bir grup organize etmiştik başka arkadaşlarla ama oradan ikimiz vardık, şimdi ikimiz kaldık yani. Grubun adı Ozanca’ydı. Yine kendi şarkılarımız vardı ve idealisttik. Şöyle idealisttik, biz Ozanca’yla sadece istediğimiz müziği yapacağız, para kazanmayacağız filan... Böyle şeyler hayal ediyorduk. Sadece konseri izlemeye gelen insanlardan, konseri yapacağımız yerin kirasını karşılayacak kadar para alalım. Veya tesisatı karşılayacak kadar para alalım. Ve bunun üzerine de bir kuruş almayalım diye düşünüyorduk. Sonra para nasıl kazanacağız, nereden geçineceğiz dedik ve değişik işler yapmaya başladık. Herkes işte başka şeylere yöneldi. Parayı oradan  kazanacağız; kazanınca da sadece müzik yapacağız şeklinde düşünüyorduk ama bu çok uzun süremedi. Bu sefer müziğe vakit ayıramamaya başladık. Ben sürekli enstrüman yapımcısının yanında çalışıyordum. Kerem başka bir iş yapıyordu, gruptaki diğer arkadaşlar başka işler yapmaya başladılar. Bu sefer biz müzik yapamamaya bir araya gelememeye başladık. Demek ki bu koşullarda geçim sıkıntısı diye bir şey var biz müzikle geçim arasında bir denge kurmalıyız. Yani çok ticari bir şeye dönüştürmek değil de geçinebileceğimiz kadar bir para kazanma olayı olabilmeli onun dışında bir müzik yapmalıyız diye düşündük. Daha sonra o olamadı daha başka nedenleri vardı. Ozanca o zaman dağılmıştı. Yıllar sonra birbirimizi tekrar bulduk. Benim ortağı olduğum stüdyoda Kerem de, Şenol da solo albüm çalışmaya başladılar. Kendi şarkıları vardı, onları söylüyorlardı. Fakat hep kafamızda üçümüzün de grup müziği yapma olayı vardı. Sonra Kerem’in de, Şenol’un da projelerinin bitmesine yakın konuştuk, neden birlikte bir şeyler yapmıyoruz diye. Zaten olgunlaşmış, bir ihtiyaca dönüşmüştü bu durum. Sonra onlar bireysel projelerini iptal ettiler. Kendileri karar verdiler buna, üçümüz karar vermedik. Ondan sonra ne yapabiliriz dedik ve iki albümü bir araya getirdik. Buradan ortak bir grup zemini yaratabilir miyiz, bu şarkılar birbirine uyarlar mı diye baktık çok fazla olamadı bir kaçını alabildik her birisinin solo projesinde yeni şarkılar yapmaya başladık birazcık da söz yelpazesini genişletmek istedik usta şairlerden şiirler bakındık geçen yaz böyle geçti yeni şarkılar yaptık ondan sonra albüm  kayıtlarına başladık. Albümdeki şarkıların tarz olarak birazcık değişik taraflara gitmesinin sebebi bu. Bir de zaten farkındaydık tarz olarak kendimizi kısıtlamak istemedik.

»Oralara tekrar döneriz... Albümün isim babası kim peki?
Kerem: Aslında ben önerdim. İsim önemli diye düşündük. O isim bizi karşılamalı, tek tek birey olarak da karşılamalı, yani isimden memnun olmalıyız. Çok isim düşündük olmadı. Hoşumuza giden bir isim oldu mesela ama başka bir grup almış onu. Profesyonel değil amatör ama internette varlığı var. Sonra aklıma düşbaz geldi o da nereden geldi. Göçebe diye bir grup vardı, hala devam ediyorlar. Ben bir ara onlarla çalışmıştım, onların albüm isimleriydi Düşbaz. Manası işte düş kuran gibi, yani düş kuran adamlar gibi bir manası var ve türetme bir kelime yani böyle bir kelime yok. Türeten bir şair. Tam bilmiyorum şairin ismini, onun bir şiirinden alıntı bu. Karşılar mı, baktık fonetik olarak güzel, bizi de karşılıyor yani biz de çok gerçekçi insanlar değiliz. Gerçekçi yanımız var ama hayalperest yanımız da var.

»Hayalperest yanınıza özel bir vurgu var sanki bu isimle?
Kerem: Algılayışa bağlı, sanat hayali gerektirir. Tamamen gerçekle, sanat nereye kadar gider bilmiyorum. Muhakkak bir hayal kurmak gerekiyor. Karşıladığını düşündük biz. Tabi bir müddet ısınamadık. İkilemde kaldık ama bir müddet sonra ısındık benimsedik.   

»Grubun kurulma süreci eskiden beri tasarlanan bir şeyin zamanla bir gruba dönüşmesinden çok, aslında birdenbire gelişen bir şey olmuş gibi ama eski Ozanca’nın da yeniden vücut bulması gibi mi oldu bir yerde?
Ali Ekber: Biz onu da düşündük bir ara tekrar Ozanca mı kursak diye...

»Onu başka bir isimle de olsa yeniden hayata geçirmiş hali mi oluyor ? Oradaki  hedefleriniz de Düşbaz’la aynı mı?
Ali Ekber:  Evet tabi. Sonuçta aynı insanlarız. O zaman olan şimdi olmayanlar var ama yine aynı mantıktayız.

»Her biriniz bireysel olarak müzik yapabilirdiniz ama grup olmayı seçtiniz. Neden? Bunun zorlukları, avantajları neler oldu?  
Kerem: Kendi açımdan yaptığım müzik, grup müziğine daha yakın. Benim bestelerime baktığınızda onu hissedebilirsiniz. Yani bir grupla çıkmasının daha güçlü olacağını biliyordum. Ama grup da herkesle olabilecek bir şey değil. İnsanlar önemli, dokunun tutması lazım. Düşbaz dan önce başka bir grubum daha vardı. Grup denemem oldu ama o yürümedi mesela. Yani insanlar önemli zaten birbirimizi biliyoruz. Ali’yi çok iyi tanıyorum, Şenolu da öyle. Ali’den fikir geldi bana, “Böyle bir şey var, düşünür müsün?” dedi. Ben de tereddütte kalmadan evet dedim.
Ali Ekber: Şöyle tasarlıyorduk. Kerem’in solo projesi bitsin, onu çıkaralım. Biz ondan sonra oturup grubu tasarlayalım diye düşündük. Onlar çok daha hızlı hareket ettiler, bireysel projelerini iptal ettiler.

»Peki aradaki farkı görebildin mi sen? Yani senin bireysel halinle, gruba dönüştükten sonraki halin arasında nasıl farklar oldu?
Kerem: Tabi ki bir güç oluştu. Üç kişi bir araya gelip bir enerji oluşturuyorsun. O enerjinin gücünü hissediyorum her açıdan. Müzikal olarak da, yaşamdaki hareket olarak da... O bana enerji kattı. Müzikal açıdan da, motivasyon olarak beni etkiledi. Geçen yaz epey bir beste yaptık biz. “Grup olmasaydı bu kadar şey yapabilir miydim?” diye düşündüm. Herhalde olmazdı yani müzik biraz da motivasyon işi, konsantrasyon işi. O bizi etkiledi ve yeni bir şey çıktı ortaya. O olmasaydı o kadar parçayı çıkaramazdık.
Ali Ekber: Bu hem müzikal anlamda böyle, hem fikriyat anlamında böyle; hem sahne, hem dışarıdaki yaşam anlamında böyle... Kendini yalnız hissetmiyorsun. Birlikte olduğun başka insanlar da var ve daha güçlü, daha geniş, daha büyük hissediyorsun kendini. Bu, iyi bir şey. Bize böyle bir şey söylediler. Albümü yayınlayan prodüktör söyledi. “Herkes ters iş yapıyor, grup kuruyorlar sonra dağılıp bireysel iş yapıyorlar. Siz bireysel iş yapmış ondan sonra birleşip grup yapıyorsunuz, zor olmuyor mu?” diye sordu.

»Farklılığı orada. Bireysel müzik yapılıyorken bırakılıp, grup müziğinin tercih edilmesi...
Ali Ekber: Bu tam tercih işte. Çünkü yapılan müzik bireyle çıkan bir şey değil. Bireyin tek başına yapabileceği bir şey değil, ancak grup olursa yapılabilecek bir şey ve biz onu yaptık.

»Peki müziğinizi nasıl adlandırıyorsunuz? Ya da adlandırmayı, tanımlandırmayı gereksiz mi görüyorsunuz? Çünkü albümde Anadolu rock var, pop rock var, blues, marş gibi değişik tarzlarda şarkılar var. Bu hala bir tarz oluşturamadığınızı mı gösteriyor, yoksa sizin tarzınız bu şekilde değişik tarzlarda şarkılar yaparak albümler çıkarmak mı? Hep böyle mi gidecek, yoksa bir çizgi bulacağız, bir tarz bulacağız mı diyorsunuz?
Kerem: Bizim illa ki bütün albüm tek bir çizgi olsun diye bir derdimiz yok. Yani hep aynı birbirine benzeyen şarkılar, birbirine benzeyen saund... Öyle bir şeyimiz yok. Ama öyle bir şey de olabilir. Yani ikinci albüm tamamen öyle bir şey de olabilir.

»Peki müziğinizi adlandırıyor musunuz? Biz Anadolu rock yapacağız ya da buna benzer bir tanımlamanız var mı?
Kerem: Anadolu rock değil, o kelimeyi doğru da bulmuyorum yani rock müzik vardır, onun bir ruhu vardır.
Ali Ekber: Anadolu’da yapıldığı için, Anadolu otantiği taşıyan enstrüman katmışımdır. Ama rock müziktir sonuçta o.
Kerem: Ben kendi düşüncemi anlatayım. Aşık İhsani’den “Balta”yı aldık albüme. Aşık İhsani bence rock müzik yapıyor. Onu o kadar hissettik ki şarkıda. Cover yaptık. Ama o kadar kolay yaptık ki, çünkü o ruhunda var o adamın. Rock bir isyan içerir. Aşık İhsani’nin  müziklerinde de bu var yani. Şimdi adam bağlama ile sahneye çıkıp söylüyor. Onu hangi sınıfa koyacağız? Ama kendine ait bir parça. Halk müziği söylemiyor ki, bence farklı yani. Kendimizi rock müziğinin içine koyuyoruz. Ama o rock müziğinin içinde bir çok dal var. Biz hangisiyiz bilmiyoruz yani ama yaptığımız müzik rock. Çünkü saund da, kullandığımız enstrümanlar da öyle. Albümün genelinde öyle bir hava var.

»Bir yandan örneğin “Halkça” gibi içeriğinde de, biçiminde de farklılıklar olan bir şarkı, diğer yandan “Balta” gibi değişik bir düzenlemeye sahip bir şarkı var. Rock’ın değişik biçimlerde kullanılış örnekleri var. O zaman bunlar herhangi bir sınırlamaya, kalıba tabi tutulmadan bundan sonra da olabilir. Bu bir arayış anlamına gelmiyor sizin için yani?
Ali Ekber: Evet. Biz bir tarz seçseydik kendimizi ifade edemezdik. Yapsaydık öyle bir albüm, anlatamadığımız taraflarımız olacaktı. Albüm kayıtlarına başlamadan önce bunu konuşmuştuk. Konuştuk fakat gerçekten eksik kalacaktık. Yapmak istediğimiz bir sürü şey kalmış olacaktı. O yüzden de hemen bundan vazgeçtik. Bu o zamanki düşünce durumundan, şarkılardan Halkça’da var. Baharda başka bir saund var. Pop içerikleri olan, pop rock gibi Tanrı ve Çocuklar, Üç Çeyrek şarkısı; Akdeniz havası olan bir şarkı, yani bunların bir sakıncası var mı bizim yaptığımız müziğe? Yok!... Diğerlerinin de olmasıyla kendimi anlatabileceğim ben. Arkadaşlar da öyle düşünüyor, ortak bir düşünce. Bir sakınca görmedik bunda. Bizce iyi bir şey oldu, albüm sıkıcılıktan kurtulmuş oldu. Albümde değişik tatlar, değişik renkler var. Şarkılarda kullandığımız enstrümanlar, sözler...

»Bizim kendi çizgimizi, kendi saundumuzu oluşturalım diye bir derdimiz yok diyorsunuz yani.
Ali Ekber: Zaten artık İstanbul’da bütün müzik tarzları bütün kültürler birbirlerini fena şekilde etkiledi çünkü rock müziği de dinleyen, halk müziği de dinliyor. Karıştı birbirine yani. Kristalize olmuş bir dinleyici yok.
Kerem: Kendine ben rock müzik yapıyorum diyen her müzisyenin müziklerine de bakıyorum. Elektro gitar, drive gitar ve bas davul kullanarak rock müzik yapılmaz. Yaptıkları müziğin içeriğinde taverna var. Sonuçta rock müzik yapıyorum diyor. İş biçimde değil içerikte, hissettirdiklerinde...

»Karşı olduğunuz bir müzik türü var mı, arabesk vesaire...
Kerem: En  son Orhan Gencebay’ın  Hatasız Kul Olmaz şarkısını düşünüyorduk. Tamamen rock bir şarkı, alıp çaldığında. İçeriği de öyle, onu cover yapabilir miyiz diye düşündük. Arabesk’in içinde de böyle güzel unsurlar var.
Ali Ekber: O tarzın içinde de güzel olan şeyler var. Arabesk diye, hani klişe bir kelime şeklinde atmak değil de. Tamam dinlemiyoruz bu müziği. Gidip başka arabesk yapan kişilerin veya popçu bir sürü insanın şarkısını yapmak, bulaşmak bile istemeyiz. Ama her tarzın içinde güzel olan şeyler de var.

»O yüzden içlerinde seçilip alınabilecek örnekler var diyorsunuz.
Ali Ekber: Evet.
Kerem:  Evet biz de bunlarla besleniyoruz, yani tüm müzisyenler. Sadece bir tarz  dinleyerek, o tarz dışında başka bir şey yaratmaya imkan yok zaten. Demin de konuştuk yaratım diye bir şey yok. Artık bir yere geldi, tıkandı. Birbirini tekrarlayan ezgilere dönüştü.

»Albüm kapağında, “Düşbaz, dünyadaki tüm müzik türlerinden beslenen popülist bir kaygı taşımadan, kendi estetik zevklerine uygun, hayat görüşüyle müzikal tavrı arasında tutarlı bir çizgi izlemeye çalışan bir müzik grubudur.” demiş ve ondan sonra biraz açıklamalarda bulunmuşsunuz. Biraz daha ayrıntıya girsek; hayat görüşünüzden, estetik zevklerinizden ve müzikal tavrınızdan bahseder misiniz? Bunlar nasıl oluştular ve bundan sonraki müzikal yolculuğunuzda herhangi değişikliğe uğrayacaklar mı?
Ali Ekber: Şimdi hani popülist kaygılarla yaklaşmadık biz ve geçim kaygısıyla da yaklaşmadık... Biz bu grubu kurarken bunları düşünüyorduk. Herkesin zaten geçinmek için işleri vardı. Müzik yapmak istiyorduk, donanımımız ölçüsünde biçim, müzikal anlamda, ezgi dağarcığı anlamında, armoni anlamında birikimimiz ve işte kavrayışımız; içerik olarak bizi ifade eden şairlerin şiirleri, kendi yazdığımız sözler, bunları bir araya getirmek istedik. Şimdi  Türkiye’de yakın geçmişe baktığımız zaman şöyle şeyler çok oldu. Usta şairlerin şiirleri alındı; sadece onlara şekle çok fazla dikkat etmeksizin ufacık dar ezgilerle iki üç sesten oluşan ezgilerle müzikler yapıldı ve bunlar  uzun bir süre dinlendi, çalındı. Evet biz de o dönemleri yaşadık, o insanları sevdik ama sonradan dönüp baktığımızda şöyle bir şey gördüm. Çok dar ezgiler fakat şairin söylediği şeyin gücünden dolayı dinlenmiş, dinletilmiş ezgiler, şarkılar. Bunun daha ileriye gitmesi lazım çünkü çok fazla değişik tarzlardan etkilendi insanlar ve bu yetmiyor artık. Yani dört ses, beş sesten oluşan şarkılar var ve her tarzda da var. Biz bunun daha ileriye taşınması gerektiğini düşünüyoruz. Aslında şöyle; bu bizi tatmin etmiyor. Hem ezgi dağarcığımızı zorlamak, başka ezgiler yapmak istiyoruz, hem armonik bazı denemeler yapmak istiyoruz. Bunun yanında da bu bahsettiğim içerikteki şeyleri de almak ve onların üzerine bir şey inşa etmek istiyoruz. Hasan Hüseyin’in şiirlerini besteledik, meğer daha önceden bestelenmiş Güzel Günler isimli bir şiiri. Sonra oğlu Temmuz Abi ile görüştük, “Dinledin mi?” dedik, “Dinledim. İlk defa değişik bir Hasan Hüseyin şiiri bestelenmiş” dedi. Blues tarzında bestelenmişti. Bu bizim için çok önemli bir şey. Yeni bir adım gibi bir şey hissediyoruz bunu. O, yıllardır bir sürü Hasan Hüseyin şiiri bestelendi biliyor. Bunu bize söylemesi bizim için çok önemli bir şey. Sonra sağdan soldan dinleyen arkadaşlara şunu sorduk: “Beğendin mi, nasıl buldun?” İşte değişik eleştiriler geliyor. Başka bir hissiyatı var deniliyor mesela. Bizim için bunlar çok önemli.
Kerem: Popülist bir kaygı gütmemesindeki mana şu; biz yıllardır müziğin içindeyiz başka işlerle de uğraşıyoruz ama müziği de biliyoruz. İstesek yaptığımız şarkıların hepsini piyasa da tutabilecek şekilde düzenlerdik, yani Türkiye’deki dinleyicinin belli bir kulağı var, belli bir ezgi anlayışı var. O tarz ezgiler yapabilirdik ama biz bunu istemiyoruz.Popülist bir kaygı gütmediğimiz buradan belli. Yani müziği yaparken, ezgiyi düşünürken asla bunu insanlar daha kolay dinler, daha rahat dinleyebilir daha popüler olabilir amacı gütmedik.  

»O zaman şöyle bir şey de ortaya çıkıyor, “Bizim bir mesaj verme kaygımız yok” diyorsunuz o zaman. Çünkü illa da halk anlasın diye basit ya da klişe sözlerle müzik yapmayacağız diyorsunuz. Mesaj kaygısı olan birileri, halkın anlayacağı türden, her kesimi göz önünde bulundurarak müzik yapar. Mesela Grup Yorum. Elbette estetik kaygıyı güderken, aynı zamanda da anlaşılırlığı da öne çıkarır. Onun kaygısı odur çünkü politik bir mesaj vermektedir şarkılarla. Sizin böyle bir amacınız yok mu veya müziğin politik bir araç olduğuna inanmıyor musunuz? Ya da inanıyor musunuz? Siz müziğinizi bu şekilde, bu amaçla mı yapıyorsunuz yoksa bilinç oluşturmak gibi bir hedefiniz yok mu?
Ali Ekber: Şimdi biz de politik insanlarız ve politik bir tarafımız var. Politikasız olmaz zaten hayat. Bu, yaptığımız müziğe de zaten yansıyor. Fakat bizim insanları bilinçlendirmek, insanları yönlendirmek gibi bir amacımız yok. Bir politik faaliyet şeklinde değil bu fakat müzik bireysel bir şey, grup dediğin de bireylerden oluşuyor fakat bizim tabi ki bir dünya görüşümüz var bir dünya algılayışımız var. Bu da yaptığımız müziğe zaten yansıyor. Bizimki şöyle bir şey olabilir; denk düşmek olabilir, yani dışarıdaki insanlar, bizi dinleyen insanlarla denk düşmüş olabilir ve şarkımızı beğenebilirler. Şöyle bir kaygımız da yok yani politik oldu, insanlar ürkerler, dinlemezler filan böyle bir kaygımız da yok. Biz sadece kendimizi ifade ediyoruz. Kendimizin dünya görüşü de buraya denk düştü. Bu albümde o yüzden protest şarkılar da var. Bundan sonra da yapmayı düşünüyoruz.   
Kerem: Besteci beste yaparken sadece aşktan bahsetmiyor değil mi? Yani hayatta sadece aşk yok, birçok konu var müzisyeni etkileyen, besleyen. Mesela Tanrı ve Çocuklar’ı albüme niye aldık? Gerçi bizim bestemiz değil ama o bizi etkiledi, şarkı sözleri, müzikal yapısı etkiledi. Onu albüme aldık tabi neden çünkü o bizi karşıladı. Bizim tamamen politik müzik yapmak gibi bir derdimiz yok ama tamamen de gidip apolitik, aşk müziği yapmak gibi böyle bir tartışmamız yok. Bizi hayatın her alanında karşılayabilecek konuları müziğe taşıyoruz. Bunu yaparken de insanları bilinçlendirme gibi bir misyon yüklemiyoruz kendimize ama denk düşebilir. Biz kendimizi ne kadar iyi ifade edebilirsek insanlar da bizim söylemek istediğimizi o kadar iyi algılayacaklardır.

»Müzik salt bir bilinçlendirme faaliyeti değildir elbette ama bir bilinç oluşmasında bütün sanat dalları gibi müziğin de temel bir rolü var. Ya da tersinden bilincin dumura uğratılması için de bir rol oynayabiliyor. Kitleleri uyutan, bayıltan, bireyselleştiren tersi bir işlevi de var yani. Böyle bir gücü var. Bu nedenle bir araçtır da aynı zamanda gibi bir bakışla mı yapıyorsunuz siz bu politik şarkıları, yoksa sadece “Bu bizim üçümüzün duygularını ifade ediyor bunun için” mi diyorsunuz?
Ali Ekber: Evet bizi ifade ediyor ama biz böyle insanlarız. Aslında denk düştüğü için böyle. Yani biz insanları bilinçlendirelim şeklinde yola çıkmadık. Bunlar bizim şarkılarımız zaten bizi ifade etti. Biz başka ne yapabiliriz ki? Ve şöyle bir kaygımız da yok; “Sadece bunlar olsun, politik bir müzik yapalım”... Böyle bir kaygımız da yok. Protest tarafımız var, şarkılarımıza da yansıdı. Aşk şarkıları, sevda şarkıları da var. Yani duygusal şeyler de yaptık, eğlenceli şeyler de yaptık.

»Halkça, sevgili işçi kardeşlerimiz, bekle beni ,balta, mein bruder war ein flieger gibi  siyasi içerikli şarkılarla aşk temalı şarkıların sentezinden oluşmuş albümünüz. Peki bunda bir eklektiklik bir kaynaşma sorunu var mı sizce?
Kerem: Bizce yok. Tabi insanların gözünde nasıl olur, başka yani. Birileri “Ya bu ne ya, o da var bu da var” diyebilir... Ama o bizi çok etkilemez.

»Peki beslendiğiniz kaynaklar neler? Kimler size yol gösteriyor? Kendinize örnek aldığınız grup ya da sanatçılar var mı?
Kerem: Buna veya şuna benzeyelim diye bir şey yok ama beslendiğimiz çok şey var tabi. Yıllardır müziğin içindeyiz, dinlediğimiz birçok insan var, yurtdışından olsun, ülkeden olsun, çok fazla müzik dinliyoruz. Değişik tarzda müzikler de dinliyoruz. Hepimizin dinlediği farklı müzikler de var onların hepsinden de besleniyoruz. Ama asıl besleneceğimiz yer bu coğrafya. Albümde o etkiler var. Mesela blues tarzı ezgiler de var ama - onu ben böyle düşünüyorum bilmiyorum başka insanlar nasıl karşılayacak - blues’un o dizilerini Türk müziği ezgilerine yakın şeylerde birleştirdiğimizi düşünüyorum. Mesela Güzel Günler öyle bir parça, onunla örtüşüyor diye düşünüyorum.
Ali Ekber: Tabi ki biz türkü de dinliyor, bağlama da çalabiliyoruz. Kulağımız da türkü tadı da var. İstanbul’da yaşıyoruz başka şeylerden de etkileniyoruz. Avrupalı veya Amerikalı başka grupları da dinliyoruz ama esas amaç buranın da rengini biraz katabilmek. Yoksa böyle çokta apayrı buradaki oluşmuş ezgi kulağının dışında apayrı bir şey yapmak gibi bir derdimiz yok.

»Peki yine buna bağlı olarak yeninin yaratılmasında eskinin ne derece belirleyiciliği var sizin müziğinizde?
Ali Ekber: Eski olmasa zaten köksüz bir şey olur. Beyaz sayfadan başlamak diye bir şey zaten olamaz. Bu albüm ne kadar sürdü diye sorsanız mesela kayıtlar bir yıl sürdü ama öyle değil ki! Yirmi yıldır müzikle uğraşıyoruz. 20+1 yıl içerisinde oluştu bu albüm. Aslında kökün olmadan yapamazsın böyle bir şey. Onun üzerine sıfırdan beyaz sayfa açarak yeni şeyler yaratmak, değişik ezgiler bulmak, böyle bir şey olamaz. Şimdiye kadarki birikimimiz, etkilendiğimiz insanlar, şairler, besteler... Bunlardan beslendik, bunların etkisiyle çıktı bu albümün şarkıları...

»Beste ve düzenlemeleri kendiniz yapıyorsunuz değil mi? Çalışma tarzınız nasıl?
Kerem: Grupça yaptığımız da var ama daha çok bireysel yapıyoruz besteleri.
Ali Ekber: Ama düzenleme olayını birlikte yapıyoruz. Özbekistanlı bir arkadaşımız vardı, piyano çalıyor, iyi müzisyen, bize katkıları oldu. Başlarken bizle beraber değildi, epey yol almıştık ama albüm kayıtlarının son dönemlerinde o da geldi.

»Birlikte çalarak, prova ederek mi geliştiriyorsunuz şarkıların düzenlemelerini?
Ali Ekber: Hayır. Bu grup öyle olmadı aslında. İlk önce şarkıları düzenledik ve kayıtlarla başladık gönül isterdi ki yaptığı şarkıları, uzun süre bir yerlerde çalan ve sonra kaydeden bir grup olmak ama böyle olmadı, biz tersten yaptık.
Kerem: Biraz da stüdyo sorunumuz yoktu, bize ait olduğu için kolay oldu. Her şeyi kayıt aşamasında çıkardık, saundu öyle oluşturduk.
Ali Ekber: Çıkan saunddan mutluyuz açıkçası, mutlu hissediyoruz, iyi bir iş yaptığımızın bilincindeyiz.
Kerem: Tabi eleştiri yok mu? Kendi albümümüzü eleştiriyoruz, gördüğümüz yanlışları düzeltiyoruz.
Ali Ekber: Öyle bir şey olmasa ilerleme durumu da olmaz. Daha albümümüz yayınlanmadan yeni albüm düşündük. Yeni saundu, yeni şarkıları nasıl düzenleyebiliriz bunların hepsi kafamızda...

»İddialı mısınız, uzun yıllar süreceğine inanıyor musunuz Düşbaz’ın?
Ale Ekber: Evet uzun yıllar bu grubu sürdürmeyi planlıyoruz bizim dışımızda gelişen şeyler olur mu bilemeyiz ama niyetimiz bu.

»Kadronuz böyle mi kalır, ya da gelişir mi?
Kerem: Kadronun gelişeceğini zannetmiyorum çünkü zor bir iş. Sanatla uğraşan insanın egosu yüksek olur, bütün yüksek egoların bir araya geldiği bir yerde de grup çalışması maalesef olamaz. Bu üç kişinin ortak özelliği, egolarının düşük olması. Grup içinde hiç kimsenin ben öne çıkayım gibi bir derdi yok ama böyle insanları da her zaman bulamıyorsunuz.

»Sizinle aynı özelliğe sahip birileri çıkarsa, gruba dahil olabilir o halde...
Kerem: Evet ama ben çok da fazla zannetmiyorum. Ama hiçbir şeye kapalı değiliz.

»Tabi mutlaka bir birikim işi bu. Uzun yolculuklar eminiz ki başarılı olacaktır, biz de başarılar diliyoruz sizlere. Şarkı sözlerinde gözümüze çarpan bir şey vardı. Berthold Brecht’ten Ahmet Telli’ye, Hasan Hüseyin’e kadar geniş bir söz yazarınız var deyim yerindeyse... Bu şairleri seçmenizdeki kıstas neydi?
Ali Ekber: Bu şiirleri seçmemizdeki sebep şuydu; çok fazla şiir kitabı toparladık, çok inceledik, epey bir uğraştık. Yakın dönem şairlerini inceledik, başka şairleri inceledik fakat genelde böyle bir kıvranma, bir kelime oyunu, şiir böyle algılanmış. Fakat bizim albümdeki şairlerde daha bir duru, berrak, içeriği belli, güzel imgeler var, bir öz var ve bir şey anlatıyor. Daha çok böyle şeyler etkili oldu. Yoksa çok araştırdık. Şiir, kelime oyunlarını bir araya getirmek gibi bir şey değil. Onu estetik kaygısıyla bir araya getirmek lazım; bunların ikisini bir araya getirince güzel bir şeyler ortaya çıkar. Albümdeki şairler bizi anlatıyor, bizi yansıtıyor. Kendimizi bulduk orada. Örneğin Nazım Hikmet’ten şiir yoktu albümümüzde fakat illa ki Nazım Hikmet’ten de olsun demedik. Ama önümüzdeki albümler için bestelemeyi düşündüğümüz şiirler var bizi anlatan yansıtan şiirler var Nazım’da.

»Hiç bestelenmemiş şiirler mi bunlar, yoksa bestelenmiş mi?
Ali Ekber: Bestelenmemiş şiirler var. Bizim tarzımıza da uyabileceğini düşündüğümüz bazı şiirler var hazırlıklar yapıyoruz.

»İkinci albüm için taslak hazır mı?
Ali Ekber: Var. Hazır şarkılarımız da var, düşüncelerimiz de var. Bir anlayış oluşmaya başladı ikinci albüm için.

»Başladınız mı yani ikinci albüm hazırlığına?
Ali Ekber: İkinci albüm çalışmasına başladık değil de, albüm belli dönemleri yansıtan bir araç. Bence biz müzik yapmaya başladık diyebiliriz. Ne zaman albüm çıkar o zamanın yansımasıdır o albüm. Albüm çalışmasına başladık demek istemiyoruz. Aslında müzik yapmaya başladık. Dönem dönem albümler çıkaracağız veya tek şarkı yayınlayacağız böyle bir yola başlamış olduk.

»Albümler, o bestelerin insanlarla paylaşım aracı olmuş oluyor...
Ali Ekber: Evet albüm olabilir, tek şarkı olabilir, internette olabilir, konserde çıkıp söyleyebiliriz... Bunlar dinleyiciye ulaştırmanın araçları.

»Teşekkür ediyoruz bu güzel sohbet için. Son olarak söylemek isteyeceğiniz bir şey var mı?
Ali Ekber: Bugünün kültür ve sanat anlayışında Kültür ve Sanatta Tavır dergisinin tavrını biliyoruz. Bizimle röportaj yapmayı kendilerinin istemesini veya kabul etmesini çok anlamlı görüyoruz. Biz teşekkür ediyoruz.